<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Davalar &#8211; Badıllı Hukuk</title>
	<atom:link href="https://www.badillihukuk.com/category/davalar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.badillihukuk.com</link>
	<description>Avukatlık ve Hukuki Danışmanlık Hizmetleri</description>
	<lastBuildDate>Thu, 17 Jul 2025 15:18:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.badillihukuk.com/wp-content/uploads/favicon-150x150.png</url>
	<title>Davalar &#8211; Badıllı Hukuk</title>
	<link>https://www.badillihukuk.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kişisel Verilerin Delil Olarak Kullanılması</title>
		<link>https://www.badillihukuk.com/kisisel-verilerin-delil-olarak-kullanilmasi/</link>
					<comments>https://www.badillihukuk.com/kisisel-verilerin-delil-olarak-kullanilmasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Dr. Sedat Erdem AYDIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Mar 2025 06:57:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Davalar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://demo.moralthemes.com/lawman-pro/?p=1922</guid>

					<description><![CDATA[<p><img width="1920" height="1080" src="https://www.badillihukuk.com/wp-content/uploads/makalelerimiz-bg.jpg" class="attachment-full size-full wp-post-image" alt="Makalelerimiz (BG)" decoding="async" fetchpriority="high" srcset="https://www.badillihukuk.com/wp-content/uploads/makalelerimiz-bg.jpg 1920w, https://www.badillihukuk.com/wp-content/uploads/makalelerimiz-bg-300x169.jpg 300w, https://www.badillihukuk.com/wp-content/uploads/makalelerimiz-bg-1080x608.jpg 1080w, https://www.badillihukuk.com/wp-content/uploads/makalelerimiz-bg-768x432.jpg 768w, https://www.badillihukuk.com/wp-content/uploads/makalelerimiz-bg-1536x864.jpg 1536w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /></p>Bir dava sürecinde, video kaydı, ses kaydı, kişisel veriler içeren belgeler gibi delillerin dava veya soruşturma dosyalarına sunulmasının bu delilleri dosyaya sunan kişiler bakımından olumsuz bir yaptırım uygulanma riskini yaratıp yaratmayacağı hususu, uygulamada en çok tartışılan konulardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim ceza yargılamalarında da özel hukuk yargılamalarında da idari yargılamalarda da davanın veya soruşturmanın tarafları, delil sunma hakkına sahip bulunmaktadır.

Video kaydı, ses kaydı, kişisel veriler içeren belgeler gibi delillerin elde edilmesi sürecinde gerçekleştirilen fiillerin hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşıldığında, iki farklı yaptırım söz konusu olabilmektedir. İlk olarak, bu delillerin “hukuka aykırı delil” olduğu tespit edilerek, söz konusu davada hükme esas alınmamaları gündeme gelebilmektedir. Bir diğer yaptırım olarak ise, bu delillerin elde edilmesinde gerçekleştirilen fiillerin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar” başlığı altında düzenlenmiş olan suçları oluşturduğu sonucuna varılarak, bu delilleri hukuka aykırı olarak elde eden veya ele geçiren kişilerin cezai sorumlulukları gündeme gelebilmektedir.

Her iki yaptırım ihtimalinde de değerlendirilmesi gereken asli unsur, “hukuka aykırılık” unsurudur. Nitekim hukuka aykırılık, bir fiilin, hukuk düzeniyle çelişmesini, hukuk düzeninin söz konusu davranışa izin vermemesini ifade etmektedir. Hukuka aykırılık tüm hukuk düzeni bakımından bütüncül bir kavramdır. Yani bir fiil, ceza hukuka bakımından hukuka uygun, söz gelimi borçlar veya idare hukuku bakımından hukuka aykırı sayılamaz. Bu bağlamda söz konusu fiili hukuka uygun hale getiren bir hukuka uygunluk nedeninin bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Şayet somut olayda meşru savunma, hakkın kullanılması gibi, fiili hukuka uygun hale getiren bir hukuka uygunluk nedeni mevcutsa, fiil hukuka uygun sayılmaktadır. Bu durumda fiil sadece ceza hukuku bakımından değil, hukukun medeni hukuk, idare hukuku gibi diğer tüm alanları bakımından hukuka uygun olmaktadır. Bir fiili hukuka uygun hale getiren nedenlere “hukuka uygunluk nedenleri” adı verilmektedir. Diğer bir deyişle, tarafların dava dosyasına sundukları video kaydı, ses kaydı, kişisel veriler içeren belgeler gibi delillerin elde edilmesi sürecinde gerçekleştirdikleri fiiller bakımından bir hukuka uygunluk nedeni bulunduğu sonucuna varıldığında; hem bu deliller hukuka uygun birer delil olarak hükme esas alınabilecek hem de kişilerin ceza hukuku sorumluluğu söz konusu olmayacaktır.

Yargıtay içtihatları incelendiğinde, video kaydı, ses kaydı, kişisel veriler içeren belgeler gibi delillerin elde edilmesinin hukuka aykırı olup olmadığı noktasında ise, “iddia ve savunma hakkı” şeklindeki hukuka uygunluk nedeninin asli olarak değerlendirildiği görülmektedir. İddia ve savunma hakkı, temel dayanağını Anayasa’nın “Hak Arama Hürriyeti” başlıklı 36. maddesinden almaktadır. Bu hüküm uyarınca herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma yolu ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

Belirtmek gerekir ki; kişilerin birbirleri arasındaki sesli, görüntülü, yazılı vb. haberleşme içerikleri, “haberleşmenin gizliliğini ihlal” (TCK m. 132) ve “kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması” (TCK m. 133) suçlarının; kişilerin mahrem görüntüleri veya kişiler arasında teknolojik vb. vasıta bulunmaksızın gerçekleşen konuşmaları, “özel hayatın gizliliğini ihlal” suçunun (TCK m. 134); kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin siyasi, felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine, ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin vb. her türlü kişisel veriler ise, “kişisel verilerin kaydedilmesi” (TCK m. 135) ve “verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” (TCK m. 136) suçlarının konusunu oluşturmaktadır. Ancak bu suç tiplerinin konu unsurları farklılık arz etmekle birlikte, yukarıda izah ettiğimiz hukuka uygunluk durumları, iddia ve savunma hakkı bağlamında Yargıtay içtihatlarında ortak bir şekilde ele alınmaktadır.

Yargıtay’ın yerleşik içtihatları uyarınca, kişinin, bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda, örneğin; kendisine karşı işlenmekte olan (cinsel saldırı, hakaret, tehdit, iftira veya şantaj gibi) bir suç söz konusu olduğunda ya da kendisine veya aile birliğine yönelen, onurunu zedeleyen, haksız bir saldırıyı önlemek için, kaybolma olasılığı bulunan kanıtların kaybolmasını engelleyip, yetkili makamlara sunarak güvence altına almak amacıyla, karşı tarafın bilgisi ve rızası dışında, özel hayata ait bilgileri okuma, konuşma ve haberleşme içeriklerini veya özel hayata ilişkin ses ve görüntüleri dinleme, izleme ya da kaydetme, kişisel verileri kaydetme, ele geçirme ve yayma eylemlerinin hukuka aykırı olduğunu kabul etmek mümkün olmadığı gibi, esasen bu hallerde, kişinin hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle davrandığından da söz edilemeyecektir. Bununla birlikte delil olarak sunulan bu kayıtların; kayda alınan kişinin süreklilik arz edecek şekilde bir denetim ve gözetim altına alınması sonucu elde edilmemiş olması, üçüncü kişi ya da kişilerle, örneğin sosyal medyada paylaşılmamış olması ve kişinin davaya konu olan iddialarını ispatlama amacını taşıması, bu delillerin elde edilmesi sürecinin tüm hukuk düzeni bakımından hukuka uygun kabul edilmesi için gerekli ve yeterlidir.

Ancak yapılan kayıtların kayda alınan kişiyi hukuka aykırı bir davranışta bulunmaya tahrik ve özel bir planlama ile yapılmamış olması gerekmektedir. Başka bir ifadeyle, kaydı yapan kişinin kayda aldığı kişiyi, o an hukuka aykırı bir davranışta bulunma düşüncesi içerisinde olmamasına rağmen böyle bir davranışta bulunmaya yönlendirmemiş olması ve kayda aldığı kişinin kayıt yapılmadan önceki bir tarihte kendisine karşı gerçekleştirdiği bir hukuka aykırı davranış hakkında konuşmaya planlı bir şekilde yönlendirmemiş olması da gerekmektedir.

Diğer yandan bir kişinin kendisinin de tarafı olduğu ve iki veya daha fazla kişinin, elverişli araçlar (internet, telefon, telsiz, faks, mektup, telgraf, kağıt vb.) aracılığıyla paylaştıkları bilgi, düşünce, duygu ve tutumlarının yer aldığı haberleşme içeriklerinin, bu içeriklerin mahrem birtakım hususlar da içermesine rağmen davada delil olarak sunulması, hukuka aykırılık arz etmeyecektir. Örneğin kişi, kendisinin de üyesi olduğu bir WhatsApp grubunda yazılan mesajları delil olarak sunabilecektir.

Son olarak, kişilere ait elektronik posta, sosyal medya vb. hesaplarının şifreleri ele geçirilerek bu hesaplara girilmesiyle yahut kendisine ilişkin olmayan başkaları hakkındaki hastane raporları gibi kişinin elde etme yetkisinin bulunmadığı birtakım belgelerin hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmesi halinde, bu unsurların iddia ve savunma hakkı adı altında dahi olsa dava dosyalarına sunulması, bu fiillerin suç teşkil etmesini engellemeyeceği gibi, bir yargılama sürecinde hukuka uygun delil olarak kabul edilerek hükme esas alınmasını da sağlamayacaktır.

Av. Dr. Sedat Erdem AYDIN]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img width="1920" height="1080" src="https://www.badillihukuk.com/wp-content/uploads/makalelerimiz-bg.jpg" class="attachment-full size-full wp-post-image" alt="Makalelerimiz (BG)" decoding="async" srcset="https://www.badillihukuk.com/wp-content/uploads/makalelerimiz-bg.jpg 1920w, https://www.badillihukuk.com/wp-content/uploads/makalelerimiz-bg-300x169.jpg 300w, https://www.badillihukuk.com/wp-content/uploads/makalelerimiz-bg-1080x608.jpg 1080w, https://www.badillihukuk.com/wp-content/uploads/makalelerimiz-bg-768x432.jpg 768w, https://www.badillihukuk.com/wp-content/uploads/makalelerimiz-bg-1536x864.jpg 1536w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /></p>Bir dava sürecinde, video kaydı, ses kaydı, kişisel veriler içeren belgeler gibi delillerin dava veya soruşturma dosyalarına sunulmasının bu delilleri dosyaya sunan kişiler bakımından olumsuz bir yaptırım uygulanma riskini yaratıp yaratmayacağı hususu, uygulamada en çok tartışılan konulardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim ceza yargılamalarında da özel hukuk yargılamalarında da idari yargılamalarda da davanın veya soruşturmanın tarafları, delil sunma hakkına sahip bulunmaktadır.

Video kaydı, ses kaydı, kişisel veriler içeren belgeler gibi delillerin elde edilmesi sürecinde gerçekleştirilen fiillerin hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşıldığında, iki farklı yaptırım söz konusu olabilmektedir. İlk olarak, bu delillerin “hukuka aykırı delil” olduğu tespit edilerek, söz konusu davada hükme esas alınmamaları gündeme gelebilmektedir. Bir diğer yaptırım olarak ise, bu delillerin elde edilmesinde gerçekleştirilen fiillerin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar” başlığı altında düzenlenmiş olan suçları oluşturduğu sonucuna varılarak, bu delilleri hukuka aykırı olarak elde eden veya ele geçiren kişilerin cezai sorumlulukları gündeme gelebilmektedir.

Her iki yaptırım ihtimalinde de değerlendirilmesi gereken asli unsur, “hukuka aykırılık” unsurudur. Nitekim hukuka aykırılık, bir fiilin, hukuk düzeniyle çelişmesini, hukuk düzeninin söz konusu davranışa izin vermemesini ifade etmektedir. Hukuka aykırılık tüm hukuk düzeni bakımından bütüncül bir kavramdır. Yani bir fiil, ceza hukuka bakımından hukuka uygun, söz gelimi borçlar veya idare hukuku bakımından hukuka aykırı sayılamaz. Bu bağlamda söz konusu fiili hukuka uygun hale getiren bir hukuka uygunluk nedeninin bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Şayet somut olayda meşru savunma, hakkın kullanılması gibi, fiili hukuka uygun hale getiren bir hukuka uygunluk nedeni mevcutsa, fiil hukuka uygun sayılmaktadır. Bu durumda fiil sadece ceza hukuku bakımından değil, hukukun medeni hukuk, idare hukuku gibi diğer tüm alanları bakımından hukuka uygun olmaktadır. Bir fiili hukuka uygun hale getiren nedenlere “hukuka uygunluk nedenleri” adı verilmektedir. Diğer bir deyişle, tarafların dava dosyasına sundukları video kaydı, ses kaydı, kişisel veriler içeren belgeler gibi delillerin elde edilmesi sürecinde gerçekleştirdikleri fiiller bakımından bir hukuka uygunluk nedeni bulunduğu sonucuna varıldığında; hem bu deliller hukuka uygun birer delil olarak hükme esas alınabilecek hem de kişilerin ceza hukuku sorumluluğu söz konusu olmayacaktır.

Yargıtay içtihatları incelendiğinde, video kaydı, ses kaydı, kişisel veriler içeren belgeler gibi delillerin elde edilmesinin hukuka aykırı olup olmadığı noktasında ise, “iddia ve savunma hakkı” şeklindeki hukuka uygunluk nedeninin asli olarak değerlendirildiği görülmektedir. İddia ve savunma hakkı, temel dayanağını Anayasa’nın “Hak Arama Hürriyeti” başlıklı 36. maddesinden almaktadır. Bu hüküm uyarınca herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma yolu ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

Belirtmek gerekir ki; kişilerin birbirleri arasındaki sesli, görüntülü, yazılı vb. haberleşme içerikleri, “haberleşmenin gizliliğini ihlal” (TCK m. 132) ve “kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması” (TCK m. 133) suçlarının; kişilerin mahrem görüntüleri veya kişiler arasında teknolojik vb. vasıta bulunmaksızın gerçekleşen konuşmaları, “özel hayatın gizliliğini ihlal” suçunun (TCK m. 134); kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin siyasi, felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine, ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin vb. her türlü kişisel veriler ise, “kişisel verilerin kaydedilmesi” (TCK m. 135) ve “verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” (TCK m. 136) suçlarının konusunu oluşturmaktadır. Ancak bu suç tiplerinin konu unsurları farklılık arz etmekle birlikte, yukarıda izah ettiğimiz hukuka uygunluk durumları, iddia ve savunma hakkı bağlamında Yargıtay içtihatlarında ortak bir şekilde ele alınmaktadır.

Yargıtay’ın yerleşik içtihatları uyarınca, kişinin, bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda, örneğin; kendisine karşı işlenmekte olan (cinsel saldırı, hakaret, tehdit, iftira veya şantaj gibi) bir suç söz konusu olduğunda ya da kendisine veya aile birliğine yönelen, onurunu zedeleyen, haksız bir saldırıyı önlemek için, kaybolma olasılığı bulunan kanıtların kaybolmasını engelleyip, yetkili makamlara sunarak güvence altına almak amacıyla, karşı tarafın bilgisi ve rızası dışında, özel hayata ait bilgileri okuma, konuşma ve haberleşme içeriklerini veya özel hayata ilişkin ses ve görüntüleri dinleme, izleme ya da kaydetme, kişisel verileri kaydetme, ele geçirme ve yayma eylemlerinin hukuka aykırı olduğunu kabul etmek mümkün olmadığı gibi, esasen bu hallerde, kişinin hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle davrandığından da söz edilemeyecektir. Bununla birlikte delil olarak sunulan bu kayıtların; kayda alınan kişinin süreklilik arz edecek şekilde bir denetim ve gözetim altına alınması sonucu elde edilmemiş olması, üçüncü kişi ya da kişilerle, örneğin sosyal medyada paylaşılmamış olması ve kişinin davaya konu olan iddialarını ispatlama amacını taşıması, bu delillerin elde edilmesi sürecinin tüm hukuk düzeni bakımından hukuka uygun kabul edilmesi için gerekli ve yeterlidir.

Ancak yapılan kayıtların kayda alınan kişiyi hukuka aykırı bir davranışta bulunmaya tahrik ve özel bir planlama ile yapılmamış olması gerekmektedir. Başka bir ifadeyle, kaydı yapan kişinin kayda aldığı kişiyi, o an hukuka aykırı bir davranışta bulunma düşüncesi içerisinde olmamasına rağmen böyle bir davranışta bulunmaya yönlendirmemiş olması ve kayda aldığı kişinin kayıt yapılmadan önceki bir tarihte kendisine karşı gerçekleştirdiği bir hukuka aykırı davranış hakkında konuşmaya planlı bir şekilde yönlendirmemiş olması da gerekmektedir.

Diğer yandan bir kişinin kendisinin de tarafı olduğu ve iki veya daha fazla kişinin, elverişli araçlar (internet, telefon, telsiz, faks, mektup, telgraf, kağıt vb.) aracılığıyla paylaştıkları bilgi, düşünce, duygu ve tutumlarının yer aldığı haberleşme içeriklerinin, bu içeriklerin mahrem birtakım hususlar da içermesine rağmen davada delil olarak sunulması, hukuka aykırılık arz etmeyecektir. Örneğin kişi, kendisinin de üyesi olduğu bir WhatsApp grubunda yazılan mesajları delil olarak sunabilecektir.

Son olarak, kişilere ait elektronik posta, sosyal medya vb. hesaplarının şifreleri ele geçirilerek bu hesaplara girilmesiyle yahut kendisine ilişkin olmayan başkaları hakkındaki hastane raporları gibi kişinin elde etme yetkisinin bulunmadığı birtakım belgelerin hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmesi halinde, bu unsurların iddia ve savunma hakkı adı altında dahi olsa dava dosyalarına sunulması, bu fiillerin suç teşkil etmesini engellemeyeceği gibi, bir yargılama sürecinde hukuka uygun delil olarak kabul edilerek hükme esas alınmasını da sağlamayacaktır.

Av. Dr. Sedat Erdem AYDIN]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.badillihukuk.com/kisisel-verilerin-delil-olarak-kullanilmasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mahkeme Kararlarının Tapu Sicilinde İnfazı</title>
		<link>https://www.badillihukuk.com/mahkeme-kararlarinin-tapu-sicilinde-infazi/</link>
					<comments>https://www.badillihukuk.com/mahkeme-kararlarinin-tapu-sicilinde-infazi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Ali AYDIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Mar 2025 20:35:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Davalar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.badillihukuk.com/?p=1</guid>

					<description><![CDATA[<p><img width="1920" height="1080" src="https://www.badillihukuk.com/wp-content/uploads/makalelerimiz-bg.jpg" class="attachment-full size-full wp-post-image" alt="Makalelerimiz (BG)" decoding="async" srcset="https://www.badillihukuk.com/wp-content/uploads/makalelerimiz-bg.jpg 1920w, https://www.badillihukuk.com/wp-content/uploads/makalelerimiz-bg-300x169.jpg 300w, https://www.badillihukuk.com/wp-content/uploads/makalelerimiz-bg-1080x608.jpg 1080w, https://www.badillihukuk.com/wp-content/uploads/makalelerimiz-bg-768x432.jpg 768w, https://www.badillihukuk.com/wp-content/uploads/makalelerimiz-bg-1536x864.jpg 1536w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /></p>Yargılama sonucunda Tapu Sicilini ilgilendiren yargı kararlarının, Tapu Sicilinde infaz aşamasında bazı sorunlar oluşabilmekte, infazın yapılması gecikmekte hatta infaz hiç yapılamamakta veya tapu harcı ödemede sorunlar oluşmaktadır. İnfaz aşamasında sorunlarla karşılaşmamak için dava açılış sırasında ve gerekçeli kararda bazı hususlara dikkat etmek gerekmektedir.

Mahkeme ilamları tapu sicili dışında tescilden önce taşınmaz mülkiyetinin edinilmesini sağlayan sebeplerdendir. Anayasanın 138. maddesi “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Bu organlar ve idare mahkeme kararlarını hiç bir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” hükmündedir.

Kararda, mülkiyetin davacıya geçirildiği açıkça belirtilmelidir. Davacı, hükmün kesinleşmesiyle mülkiyeti kazanır.

<strong>İlamlarda Zamanaşımı:</strong> Kural olarak ilamların, sözleşmeye dayanan veya sözleşme dışı borçlar için hükmün verildiği tarihten itibaren on yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağı kabul edilmektedir.  Ancak taşınmazın tesciline ilişkin ilamların zamanaşımına uğramayacağı kabul edilmektedir.

<strong>Mahkeme Kararlarında Bulunması Gereken Hususlar:</strong> Kararın kesinleştiğine dair şerh, hüküm, tescil hususu, işleme konu taşınmazın belirtilmiş olması ve şekil yönüyle imza ve mühür noksanlıklarının bulunmaması gerekir. Taşınmaz davalarında hükümler tapu sicil dairesine bildirilmelidir, Tapu Dairesi kararı tapu siciline şerh verir. Bu şerh taşınmaz malın temlikine ve üzerinde ayni ve şahsi hak tesisine engel değildir.

<strong>Kararın Kesinleşmesi ve Uygulanması:</strong> Kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemez.

Karardaki maddi hatalar tavzih edilerek infaz edilebilir.

<strong>Mahkeme Kararlarının Tapu Siciline Tescili Ve İnfazına Yetkili Kişiler:</strong> Taşınmazın mülkiyetiyle veya ayni haklarla ilgili ilamlar, tapu müdürlüğüne karşı doğrudan doğruya tescilin emrini taşımaz. Karar lehtarı mirasçısı, temsilci, davayı takip eden avukat, karar lehtarının alacaklısının talebi üzerine icra memuru veya mahkemenin yetki verdiği şahıs isteyebilir.

<strong>Uygulanmayacak Kararlar:</strong> İlamın konusu olan şey (veya hak) yok olmuş, ortadan kalkmış ise, başka yollarla eski haline dönmüş ise veya iyi niyetli üçüncü kişilere geçmiş (el değiştirmişse), iptali istenen tapu kaydı davada taraf olmayan bir kimse adına kayıtlı ise, karar infaz edilemez.

<strong>Aile Mahkemesinin Tapu Sicilini ilgilendiren Kararları:</strong> Anlaşmalı olarak boşanma ile mal paylaşımı konusu gündeme gelmekte, mahkeme kararında çoğunlukla tarafların boşanmalarına, taşınmazın eşe devredilmesine şeklinde hüküm kurulmaktadır. Kararı alıp infazı için Tapu Müdürlüğü’ne gidildiğinde tapu memuru taşınmazı devredecek ve devralacak eşi Tapu Müdürlüğü’nde imzaya çağırmakta, satış işlemi üzerinden harç istemektedir. Bu sorunu ortadan kaldırmak için boşanma kararında taşınmaz devrine yönelik verilen hüküm cümlesine “taşınmazın eş adına tesciline” cümlesini eklemek yeterli olacaktır. Bu sayede taşınmazı devredecek eşin Tapu Müdürlüğü’ne gitmesi istenmeyecek, ayrıca çok az bir harç ile karar infaz edilebilecektir.

Kadastro mahkemesince verilen ve tescil için idaremize gönderilen kesinleşmiş kararların, tapu kütüğünün kayıt tarihi sütununa kararın kesinleşme tarihi, yevmiye sütununa ise yevmiye numarası ile yevmiye alış tarihi pay ve payda şeklinde gösterilmek suretiyle tescil edilir. Ancak genel hükümlere göre mahalli hukuk mahkemelerinde açılan dava sonucu bu mahkemelerce verilen kesinleşmiş kararların tescilinde (bu kararlar hak düşürücü süreye tabi olmadığından) tapu kütüğünün kayıt tarihi ve yevmiye numarası sütunlarına yevmiye defterinden alınacak tarih ve numaranın yazılması yeterlidir.

<strong>Vakıf Belirtmesi Bulunan Taşınmaz Malda İlamın İnfazı:</strong> Taşınmaz mal üzerinde vakıf belirtmesi mevcut ise ve taviz bedeli vakfa ödenmemişse, ilamın infazı açısından öncelikle 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre ilgili vakıf idaresinden tebliğ tarihinden itibaren bir aylık süre içerisinde kararın iptali yönünde dava açılması istenilir. Verilen süre içerisinde dava açılmaması halinde kararın infazı gerçekleştirilir, dava açılması halinde ise üçüncü kişilerin hak ve bilgisine sunulması için taşınmaz malın tapu kütüğünün beyanlar hanesine ilamın varlığı yolunda belirtme yapılmakla yetinilir.

<strong>Hükmen Tescili Yapılan Yerle İlgili İkinci Bir Mahkeme Kararının İbrazı:</strong> Hükmen tescili yapılan yerle ilgili ikinci bir ilamın varlığının tespiti halinde tapu kütüğünün beyanlar hanesine gerekli şerh verilerek HMK hükümleri gereğince yargılamanın yenilenmesi(iade-i muhakeme) davası açılması ve bu hususta bir karar getirilmesi için TMK m. 1019 hükmü doğrultusunda taraflara duyuru yapılması gerekir.

İhtiyati Tedbirli Yerde İlamın İnfazı İhtiyati tedbirli taşınmaz malla ilgili, başka bir davaya ilişkin olarak verilmiş bir mahkeme ilamının infazı talep edildiğinde, tedbiri koyduran mahkemeye, infazı istenen mahkeme ilamından söz edilip infazında sakınca bulunup bulunmadığı hususu sorularak alınacak cevaba göre işleme yön verilmesi gerekecektir.

<strong>Davada Taraf Olmayanlar İçin İlamın İnfazı:</strong> Taşınmaz mal, karar tarihinden evvel devredilmişse ve alıcı davada taraf değilse, HMK'nın 303. maddesi gereğince karar davada taraf olanlar için kesin hüküm teşkil ettiğinden, alıcının muvafakatinin sağlanması halinde karar gereği işlem yapılması, aksi halde kararın varlığı yolunda şerhler hanesine gerekli belirtme yapılarak alıcının da taraf olduğu yeni bir karar getirmeleri yönünde duyuruda bulunulması gerekmektedir. 

<strong>İdare Mahkemelerinin Verdiği Kararlar:</strong> İdari mahkemelerce verilmiş yürütmeyi durdurma kararları tescil veya mevcut tescilin terkinini içermeyip idarece yapılmış bir işlemin iptaline veya geçerliliğine ilişkindir. Bu nedenle idare mahkemesi kararı ile tapuda işlem yapılması mümkün değildir. Ancak iyi niyetli üçüncü kişilerin haklarının korunabilmesi bakımından tapu kütüğüne belirtme yapılmalıdır.

<strong>Tasarrufun İptali Kararlar:</strong> Tasarrufun iptali kararının mülkiyet durumunu değiştirmeyeceği, sadece alacaklıya, iptal edilen tasarruf konusu mal üzerinde, o mal sanki borçlununmuş gibi haciz tatbik ettirerek sattırıp, satış bedelinden alacağını elde etme hakkı vereceği kabul edildiğinden, tapu müdürlüklerince tasarrufun iptali kararlarının tapu iptal ve tescil kararı olarak algılanmaması gerekmektedir.

<strong>İhalenin Feshi Kararları İcra Müdürlüğünün Yazısına İstinaden:</strong> Taşınmaz malın ihale alıcısı adına tescilinden sonra icra tetkik mercii veya yetkili mahkemece ihale fesih edilmiş ve buna ilişkin kararda ihale alıcısı taraf ise ve karar kesinleşmiş ise; harcın davacıdan tahsili suretiyle taşınmaz malın tüm takyitleriyle birlikte eski maliki adına tescili ile  işlem sonucunun bilgisi İcra Müdürlüğüne ve ilgilisine iletilir.

<strong>Birden Fazla Kişi Lehine Verilen Mahkeme Kararlarının İnfazı ve Harç Durumu:</strong> Bir taşınmazın birden fazla kişi lehine tesciline karar verilmiş ve lehlerine karar verilenler kişilerden sadece bir kişi ilamın infazı için tapu müdürlüğüne müracaat etmişse, lehine karar verilen kişi mahkeme kararının kısmen infazını isteyebilir.

<strong>Takyitli Taşınmaz Mala Yönelik İlamın İnfazı:</strong> Dava konusu taşınmaz takyidatlı olsa bile bu durum ilamın infazına engel teşkil etmez. Mahkeme kararında, taşınmaz mal üzerinde mevcut bulunan takyidatlarla ilgili bir açıklama bulunmuyorsa lehine karar verilen kişi taşınmaz mal üzerindeki takyidatların aynen muhafaza edilmesi şartıyla ilamın infazını talep edebilir. Lehine karar verilen kişinin taşınmaz üzerindeki takyidatları kabul etmemesi halinde ise taşınmaz malın beyanlar hanesine kararının varlığı hakkında belirtme yapılmakla yetinilmelidir. Amme alacağına ilişkin haciz olmasına rağmen ilam infaz edilir. Taşınmazın kaydında ihtiyati tedbir varsa ve daha sonra haciz şerh edilmişse haczin şerhi esnasında taşınmazın kaydındaki ihtiyati tedbir nedeniyle mülkiyetin ihtilaflı olduğu bilinmesi gerektiğinden, ilamın infazı esnasında ilamla ilgili ihtiyati tedbir ve daha sonra şerh edilen haciz terkin edilerek ilgili idareye TMK 1019 maddesi gereğince bilgi verilmesi gerekir.

<strong>Nüfus İdaresine Karşı Açılan İsim Tashihi:</strong> Nüfus idaresine karşı açılan ad-soyad tashihi davası sonucunda alınan kararın infazı için kararın kesinleşmiş olması gerekir. Bu karar nüfus müdürlüğünde infaz edilir. Müdürlüklerde MERNİS sorgu uygulaması sisteminden alınacak nüfus kayıt örnekleri ile tapu sicilindeki isim tashih edilir. Ancak kesinleşmiş kararın tapu müdürlüğüne getirilmesi halinde tapuda bu karara istinaden doğrudan tashih yapılması mümkündür.

<strong>İlamın Yetkili Ve Görevli Mahkemeden Verilmemiş Olması:</strong> Tapu müdürlüğüne ibraz edilen ilam görevli veya yetkili mahkemeden verilmemişse, Müdürlük kararı irdelemeden infaz eder.

<strong>İki Farklı Veraset Senedinin Aynı Anda İbrazı:</strong> Biri hasımsız, diğeri hasımlı açılmış dava sonucunda alınmış aynı murise ait iki farklı veraset senedi aynı anda infaz için tapuya ibraz edilirse, hasımlı veraset senedi diğerine tercih edilir. İkisi de hasımsız davalar sonucu alınmışsa ikisi de infaz edilmeyerek, hasımlı dava sonucunda alınmış veraset senedi istenir.

Vesayet altına alınan kişinin mallarının satışı, 18.03.2003 tarih ve 25195 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren TMK'nın Velayet, Vesayet ve Miras Hükümlerinin Uygulanmasına İlişkin Tüzüğün 26. ve 27. maddelerinde yeniden düzenlenmiştir.

<strong>Kadastro Mahkemesi Kararının İnfazı:</strong> Kadastro Mahkemesi dosyasının tamamı Tapu Müdürlüğü’ne gönderilir. Kesinleşmiş kararlar Tapu Müdürlüğü tarafından resen tescil edilir.

<strong>Mahkeme Kararını Uygularken Önceki Ve Sonraki Hacizlerin Durumu:</strong> Taşınmaz üzerine dava açıldığına dair bir belirtme var ise bu belirtmeden önce konmuş hacizlerin ilamın infazını isteyen taraf tarafından kabullenilmesi şartıyla ilam infaz edilebilir. Aksi halde ilamın infazı talebi reddedilir. Dava açıldığına dair belirtmeden sonra işlenmiş hacizlerin ise ilamın infazı sırasında terkini ve haciz koyan icra dairelerinin bu hususta yazılı olarak bilgilendirilmesi gerekir. Taşınmaz üzerine davalı olduğu yönünde bir şerh veya beyan düşülmemişse, ilamın infazı için ilamdan önce veya sonra konmuş hacizlerin ilamın infazı sırasında tapu dairesince terkini mümkün değildir. İlamın infazını isteyen kimse bu hacizlerin varlığını kabullenerek ilamın infazını yaptıracak, ardından bu hacizlerin terkini için ilgili icra dairelerinden terkin yazısı istenecektir.

Üzerinde ihtiyati tedbir bulunan bir taşınmaz malla ilgili verilmiş bir mahkeme kararının infazı ancak ihtiyati tedbiri koyan mahkemenin yazılı izni ile mümkündür. Ancak taşınmaz üzerinde iki tane ihtiyati tedbir olup da önceki tedbirin sonucu olarak ilam gelmişse, sonraki tedbiri koyan mahkemenin iznini almadan ilam infaz edilebilir ve ikinci tedbiri koyan mahkemeye yazılı bilgi verilir. 
 
<strong>Mahkeme Kararlarının Kısmen İnfazı Mümkündür:</strong> Mahkeme kararında geçen bütün parseller için aynı anda infaz istenmesi ya da kararın tüm parseller yönüyle uygulanabilir olması zorunlu değildir. Kararda geçen bir kısım parsellerin infazı hemen, diğerlerinin daha sonraki bir tarihte istenebilir. Yalnızca uygulanabilir olan parseller yönünden de kararın infazı talep edilebilir. Böyle bir halde tapu müdürlüğünce sadece istenen parseller için ilamın infazı yapılır. Çünkü, tapu müdürü taleple bağlıdır. Daha sonraki bir tarihte diğer parseller için de aynı ilam ya da yeni uygulanabilir bir ilamın infazı istenirse bu parseller için de söz konusu ilamların infazı mümkündür.

<strong>Mahkeme Kararlarının Uygulanmasında Harç Oranları:</strong> Mahkeme kararına dayalı tesciller, Müdürlüklerimizce hangi işlem tarifesinin uygulanacağı ve hangi orandan harç alınacağı hususunda en çok tereddüt edilen konulardan biridir.  Kesinleşmiş mahkeme kararlarında içerik ve hüküm kısmının tam olarak anlaşılması ve işlem tanımının net olarak yapılmasından sonra harç tarifesinin uygulanması gerekmektedir. Davanın esasına göre mahkeme kararında bahsedilen tapu işlem cinsine göre Harçlar Kanunu IV sayılı tarifeye göre harç alınır, örneğin satış vaadine dayalı tapu iptal tescil davasında satış harcı tahsil edilir. Tapu Müdürlüğünün kusurundan dolayı yapılacak olan hükmen düzeltmelerde harç alınmaz.

Av. Ali AYDIN
E. Tapu Müdürü]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img width="1920" height="1080" src="https://www.badillihukuk.com/wp-content/uploads/makalelerimiz-bg.jpg" class="attachment-full size-full wp-post-image" alt="Makalelerimiz (BG)" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://www.badillihukuk.com/wp-content/uploads/makalelerimiz-bg.jpg 1920w, https://www.badillihukuk.com/wp-content/uploads/makalelerimiz-bg-300x169.jpg 300w, https://www.badillihukuk.com/wp-content/uploads/makalelerimiz-bg-1080x608.jpg 1080w, https://www.badillihukuk.com/wp-content/uploads/makalelerimiz-bg-768x432.jpg 768w, https://www.badillihukuk.com/wp-content/uploads/makalelerimiz-bg-1536x864.jpg 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /></p>Yargılama sonucunda Tapu Sicilini ilgilendiren yargı kararlarının, Tapu Sicilinde infaz aşamasında bazı sorunlar oluşabilmekte, infazın yapılması gecikmekte hatta infaz hiç yapılamamakta veya tapu harcı ödemede sorunlar oluşmaktadır. İnfaz aşamasında sorunlarla karşılaşmamak için dava açılış sırasında ve gerekçeli kararda bazı hususlara dikkat etmek gerekmektedir.

Mahkeme ilamları tapu sicili dışında tescilden önce taşınmaz mülkiyetinin edinilmesini sağlayan sebeplerdendir. Anayasanın 138. maddesi “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Bu organlar ve idare mahkeme kararlarını hiç bir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” hükmündedir.

Kararda, mülkiyetin davacıya geçirildiği açıkça belirtilmelidir. Davacı, hükmün kesinleşmesiyle mülkiyeti kazanır.

<strong>İlamlarda Zamanaşımı:</strong> Kural olarak ilamların, sözleşmeye dayanan veya sözleşme dışı borçlar için hükmün verildiği tarihten itibaren on yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağı kabul edilmektedir.  Ancak taşınmazın tesciline ilişkin ilamların zamanaşımına uğramayacağı kabul edilmektedir.

<strong>Mahkeme Kararlarında Bulunması Gereken Hususlar:</strong> Kararın kesinleştiğine dair şerh, hüküm, tescil hususu, işleme konu taşınmazın belirtilmiş olması ve şekil yönüyle imza ve mühür noksanlıklarının bulunmaması gerekir. Taşınmaz davalarında hükümler tapu sicil dairesine bildirilmelidir, Tapu Dairesi kararı tapu siciline şerh verir. Bu şerh taşınmaz malın temlikine ve üzerinde ayni ve şahsi hak tesisine engel değildir.

<strong>Kararın Kesinleşmesi ve Uygulanması:</strong> Kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemez.

Karardaki maddi hatalar tavzih edilerek infaz edilebilir.

<strong>Mahkeme Kararlarının Tapu Siciline Tescili Ve İnfazına Yetkili Kişiler:</strong> Taşınmazın mülkiyetiyle veya ayni haklarla ilgili ilamlar, tapu müdürlüğüne karşı doğrudan doğruya tescilin emrini taşımaz. Karar lehtarı mirasçısı, temsilci, davayı takip eden avukat, karar lehtarının alacaklısının talebi üzerine icra memuru veya mahkemenin yetki verdiği şahıs isteyebilir.

<strong>Uygulanmayacak Kararlar:</strong> İlamın konusu olan şey (veya hak) yok olmuş, ortadan kalkmış ise, başka yollarla eski haline dönmüş ise veya iyi niyetli üçüncü kişilere geçmiş (el değiştirmişse), iptali istenen tapu kaydı davada taraf olmayan bir kimse adına kayıtlı ise, karar infaz edilemez.

<strong>Aile Mahkemesinin Tapu Sicilini ilgilendiren Kararları:</strong> Anlaşmalı olarak boşanma ile mal paylaşımı konusu gündeme gelmekte, mahkeme kararında çoğunlukla tarafların boşanmalarına, taşınmazın eşe devredilmesine şeklinde hüküm kurulmaktadır. Kararı alıp infazı için Tapu Müdürlüğü’ne gidildiğinde tapu memuru taşınmazı devredecek ve devralacak eşi Tapu Müdürlüğü’nde imzaya çağırmakta, satış işlemi üzerinden harç istemektedir. Bu sorunu ortadan kaldırmak için boşanma kararında taşınmaz devrine yönelik verilen hüküm cümlesine “taşınmazın eş adına tesciline” cümlesini eklemek yeterli olacaktır. Bu sayede taşınmazı devredecek eşin Tapu Müdürlüğü’ne gitmesi istenmeyecek, ayrıca çok az bir harç ile karar infaz edilebilecektir.

Kadastro mahkemesince verilen ve tescil için idaremize gönderilen kesinleşmiş kararların, tapu kütüğünün kayıt tarihi sütununa kararın kesinleşme tarihi, yevmiye sütununa ise yevmiye numarası ile yevmiye alış tarihi pay ve payda şeklinde gösterilmek suretiyle tescil edilir. Ancak genel hükümlere göre mahalli hukuk mahkemelerinde açılan dava sonucu bu mahkemelerce verilen kesinleşmiş kararların tescilinde (bu kararlar hak düşürücü süreye tabi olmadığından) tapu kütüğünün kayıt tarihi ve yevmiye numarası sütunlarına yevmiye defterinden alınacak tarih ve numaranın yazılması yeterlidir.

<strong>Vakıf Belirtmesi Bulunan Taşınmaz Malda İlamın İnfazı:</strong> Taşınmaz mal üzerinde vakıf belirtmesi mevcut ise ve taviz bedeli vakfa ödenmemişse, ilamın infazı açısından öncelikle 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre ilgili vakıf idaresinden tebliğ tarihinden itibaren bir aylık süre içerisinde kararın iptali yönünde dava açılması istenilir. Verilen süre içerisinde dava açılmaması halinde kararın infazı gerçekleştirilir, dava açılması halinde ise üçüncü kişilerin hak ve bilgisine sunulması için taşınmaz malın tapu kütüğünün beyanlar hanesine ilamın varlığı yolunda belirtme yapılmakla yetinilir.

<strong>Hükmen Tescili Yapılan Yerle İlgili İkinci Bir Mahkeme Kararının İbrazı:</strong> Hükmen tescili yapılan yerle ilgili ikinci bir ilamın varlığının tespiti halinde tapu kütüğünün beyanlar hanesine gerekli şerh verilerek HMK hükümleri gereğince yargılamanın yenilenmesi(iade-i muhakeme) davası açılması ve bu hususta bir karar getirilmesi için TMK m. 1019 hükmü doğrultusunda taraflara duyuru yapılması gerekir.

İhtiyati Tedbirli Yerde İlamın İnfazı İhtiyati tedbirli taşınmaz malla ilgili, başka bir davaya ilişkin olarak verilmiş bir mahkeme ilamının infazı talep edildiğinde, tedbiri koyduran mahkemeye, infazı istenen mahkeme ilamından söz edilip infazında sakınca bulunup bulunmadığı hususu sorularak alınacak cevaba göre işleme yön verilmesi gerekecektir.

<strong>Davada Taraf Olmayanlar İçin İlamın İnfazı:</strong> Taşınmaz mal, karar tarihinden evvel devredilmişse ve alıcı davada taraf değilse, HMK'nın 303. maddesi gereğince karar davada taraf olanlar için kesin hüküm teşkil ettiğinden, alıcının muvafakatinin sağlanması halinde karar gereği işlem yapılması, aksi halde kararın varlığı yolunda şerhler hanesine gerekli belirtme yapılarak alıcının da taraf olduğu yeni bir karar getirmeleri yönünde duyuruda bulunulması gerekmektedir. 

<strong>İdare Mahkemelerinin Verdiği Kararlar:</strong> İdari mahkemelerce verilmiş yürütmeyi durdurma kararları tescil veya mevcut tescilin terkinini içermeyip idarece yapılmış bir işlemin iptaline veya geçerliliğine ilişkindir. Bu nedenle idare mahkemesi kararı ile tapuda işlem yapılması mümkün değildir. Ancak iyi niyetli üçüncü kişilerin haklarının korunabilmesi bakımından tapu kütüğüne belirtme yapılmalıdır.

<strong>Tasarrufun İptali Kararlar:</strong> Tasarrufun iptali kararının mülkiyet durumunu değiştirmeyeceği, sadece alacaklıya, iptal edilen tasarruf konusu mal üzerinde, o mal sanki borçlununmuş gibi haciz tatbik ettirerek sattırıp, satış bedelinden alacağını elde etme hakkı vereceği kabul edildiğinden, tapu müdürlüklerince tasarrufun iptali kararlarının tapu iptal ve tescil kararı olarak algılanmaması gerekmektedir.

<strong>İhalenin Feshi Kararları İcra Müdürlüğünün Yazısına İstinaden:</strong> Taşınmaz malın ihale alıcısı adına tescilinden sonra icra tetkik mercii veya yetkili mahkemece ihale fesih edilmiş ve buna ilişkin kararda ihale alıcısı taraf ise ve karar kesinleşmiş ise; harcın davacıdan tahsili suretiyle taşınmaz malın tüm takyitleriyle birlikte eski maliki adına tescili ile  işlem sonucunun bilgisi İcra Müdürlüğüne ve ilgilisine iletilir.

<strong>Birden Fazla Kişi Lehine Verilen Mahkeme Kararlarının İnfazı ve Harç Durumu:</strong> Bir taşınmazın birden fazla kişi lehine tesciline karar verilmiş ve lehlerine karar verilenler kişilerden sadece bir kişi ilamın infazı için tapu müdürlüğüne müracaat etmişse, lehine karar verilen kişi mahkeme kararının kısmen infazını isteyebilir.

<strong>Takyitli Taşınmaz Mala Yönelik İlamın İnfazı:</strong> Dava konusu taşınmaz takyidatlı olsa bile bu durum ilamın infazına engel teşkil etmez. Mahkeme kararında, taşınmaz mal üzerinde mevcut bulunan takyidatlarla ilgili bir açıklama bulunmuyorsa lehine karar verilen kişi taşınmaz mal üzerindeki takyidatların aynen muhafaza edilmesi şartıyla ilamın infazını talep edebilir. Lehine karar verilen kişinin taşınmaz üzerindeki takyidatları kabul etmemesi halinde ise taşınmaz malın beyanlar hanesine kararının varlığı hakkında belirtme yapılmakla yetinilmelidir. Amme alacağına ilişkin haciz olmasına rağmen ilam infaz edilir. Taşınmazın kaydında ihtiyati tedbir varsa ve daha sonra haciz şerh edilmişse haczin şerhi esnasında taşınmazın kaydındaki ihtiyati tedbir nedeniyle mülkiyetin ihtilaflı olduğu bilinmesi gerektiğinden, ilamın infazı esnasında ilamla ilgili ihtiyati tedbir ve daha sonra şerh edilen haciz terkin edilerek ilgili idareye TMK 1019 maddesi gereğince bilgi verilmesi gerekir.

<strong>Nüfus İdaresine Karşı Açılan İsim Tashihi:</strong> Nüfus idaresine karşı açılan ad-soyad tashihi davası sonucunda alınan kararın infazı için kararın kesinleşmiş olması gerekir. Bu karar nüfus müdürlüğünde infaz edilir. Müdürlüklerde MERNİS sorgu uygulaması sisteminden alınacak nüfus kayıt örnekleri ile tapu sicilindeki isim tashih edilir. Ancak kesinleşmiş kararın tapu müdürlüğüne getirilmesi halinde tapuda bu karara istinaden doğrudan tashih yapılması mümkündür.

<strong>İlamın Yetkili Ve Görevli Mahkemeden Verilmemiş Olması:</strong> Tapu müdürlüğüne ibraz edilen ilam görevli veya yetkili mahkemeden verilmemişse, Müdürlük kararı irdelemeden infaz eder.

<strong>İki Farklı Veraset Senedinin Aynı Anda İbrazı:</strong> Biri hasımsız, diğeri hasımlı açılmış dava sonucunda alınmış aynı murise ait iki farklı veraset senedi aynı anda infaz için tapuya ibraz edilirse, hasımlı veraset senedi diğerine tercih edilir. İkisi de hasımsız davalar sonucu alınmışsa ikisi de infaz edilmeyerek, hasımlı dava sonucunda alınmış veraset senedi istenir.

Vesayet altına alınan kişinin mallarının satışı, 18.03.2003 tarih ve 25195 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren TMK'nın Velayet, Vesayet ve Miras Hükümlerinin Uygulanmasına İlişkin Tüzüğün 26. ve 27. maddelerinde yeniden düzenlenmiştir.

<strong>Kadastro Mahkemesi Kararının İnfazı:</strong> Kadastro Mahkemesi dosyasının tamamı Tapu Müdürlüğü’ne gönderilir. Kesinleşmiş kararlar Tapu Müdürlüğü tarafından resen tescil edilir.

<strong>Mahkeme Kararını Uygularken Önceki Ve Sonraki Hacizlerin Durumu:</strong> Taşınmaz üzerine dava açıldığına dair bir belirtme var ise bu belirtmeden önce konmuş hacizlerin ilamın infazını isteyen taraf tarafından kabullenilmesi şartıyla ilam infaz edilebilir. Aksi halde ilamın infazı talebi reddedilir. Dava açıldığına dair belirtmeden sonra işlenmiş hacizlerin ise ilamın infazı sırasında terkini ve haciz koyan icra dairelerinin bu hususta yazılı olarak bilgilendirilmesi gerekir. Taşınmaz üzerine davalı olduğu yönünde bir şerh veya beyan düşülmemişse, ilamın infazı için ilamdan önce veya sonra konmuş hacizlerin ilamın infazı sırasında tapu dairesince terkini mümkün değildir. İlamın infazını isteyen kimse bu hacizlerin varlığını kabullenerek ilamın infazını yaptıracak, ardından bu hacizlerin terkini için ilgili icra dairelerinden terkin yazısı istenecektir.

Üzerinde ihtiyati tedbir bulunan bir taşınmaz malla ilgili verilmiş bir mahkeme kararının infazı ancak ihtiyati tedbiri koyan mahkemenin yazılı izni ile mümkündür. Ancak taşınmaz üzerinde iki tane ihtiyati tedbir olup da önceki tedbirin sonucu olarak ilam gelmişse, sonraki tedbiri koyan mahkemenin iznini almadan ilam infaz edilebilir ve ikinci tedbiri koyan mahkemeye yazılı bilgi verilir. 
 
<strong>Mahkeme Kararlarının Kısmen İnfazı Mümkündür:</strong> Mahkeme kararında geçen bütün parseller için aynı anda infaz istenmesi ya da kararın tüm parseller yönüyle uygulanabilir olması zorunlu değildir. Kararda geçen bir kısım parsellerin infazı hemen, diğerlerinin daha sonraki bir tarihte istenebilir. Yalnızca uygulanabilir olan parseller yönünden de kararın infazı talep edilebilir. Böyle bir halde tapu müdürlüğünce sadece istenen parseller için ilamın infazı yapılır. Çünkü, tapu müdürü taleple bağlıdır. Daha sonraki bir tarihte diğer parseller için de aynı ilam ya da yeni uygulanabilir bir ilamın infazı istenirse bu parseller için de söz konusu ilamların infazı mümkündür.

<strong>Mahkeme Kararlarının Uygulanmasında Harç Oranları:</strong> Mahkeme kararına dayalı tesciller, Müdürlüklerimizce hangi işlem tarifesinin uygulanacağı ve hangi orandan harç alınacağı hususunda en çok tereddüt edilen konulardan biridir.  Kesinleşmiş mahkeme kararlarında içerik ve hüküm kısmının tam olarak anlaşılması ve işlem tanımının net olarak yapılmasından sonra harç tarifesinin uygulanması gerekmektedir. Davanın esasına göre mahkeme kararında bahsedilen tapu işlem cinsine göre Harçlar Kanunu IV sayılı tarifeye göre harç alınır, örneğin satış vaadine dayalı tapu iptal tescil davasında satış harcı tahsil edilir. Tapu Müdürlüğünün kusurundan dolayı yapılacak olan hükmen düzeltmelerde harç alınmaz.

Av. Ali AYDIN
E. Tapu Müdürü]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.badillihukuk.com/mahkeme-kararlarinin-tapu-sicilinde-infazi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
